Konuk Yazar

Haydi Çocuklar Fotoğrafa

• Kayıt edilenler: 31 • Yorumlar: 5322


Birol Üzmez tarafından yazılmıştır.

Bir fotoğrafla başladı her şey. Hayır hayır, yanlış bir cümle oldu bu. Bir karne ile başladı her şey… Bu da yanlış oldu galiba. Neyse, ben anlatayım, siz karar verin nasıl başlamış diye.

Güzel bir karne getirmiştim. Yaz tatili geldiği için çok sevinçliydim.

O gün, bana aitti. Düşünebiliyor musunuz, ders çalışmam gerekmeyen bir gün! Kış boyu özlediklerimi yapabilecektim artık. Güzel bir kahvaltının ardından odama kapandım. Okul zamanı karıştıramadığım çocuk dergilerinden birini karıştırırken bir sayfa ilgimi çekti. Siyah beyaz bir fotoğraftı bu. Siyah, dev bir şişe, tahta iskele üstünde, tahta çerçeve içine alınıp yan yatırılmıştı. Dev şişenin her yanında insanlar vardı. Fotoğraftakinin ne olduğunu anlayamadım. Sonra, fotoğrafın altındaki yazıyı okudum, çok şaşırdım. 19. Yüzyılda çekilmişti, şişe sandığım şey ise bir fotoğraf makinesiydi. Bu kadar büyük bir fotoğraf makinesi hiç görmemiştim. Bildiğim en büyük makine babamın omzuna astığı, deri kılıfı olan makineydi. Odamdan heyecanla çıkıp fotoğrafı anneme gösterdim, pek ilgilenmedi. Oysa çok şaşıracağını düşünmüştüm. Gün boyu, o dev makineyi düşünüp durdum.

Akşam olup da babam gelince, ilk işim ona bu fotoğrafı göstermek oldu. Babam dergiyi alıp baktı, gülümsedi. “Biliyorum ben bunu, Amerikalı bir fotoğrafçı 1900 yıllarında, Chicago ve Alton Demiryolu şirketinin çalışmalarını çekmek için özel olarak yaptırmış,”dedi. “Offf amma da büyük, bununla nasıl fotoğraf çekilir, çok merak ettim,” dediğimde, daha da şaşırtıcı bir yanıtı vardı babamın: “Ohooo, bu ne ki, 1800 yıllarında, bir araba kadar büyükmüş fotoğraf makineleri. Onlarla çekim yapmak da çok zor olmalı.”

“İlk fotoğraf çekimi sekiz saat sürmüş biliyor muydun?”

Gözlerim kocaman kocaman açıldı, “Neeeee,” diye bağırmışım.

Babamın gülümseyerek söylediği şey bugün gibi aklımda: “Birol, sana karne armağanı olarak bir fotoğraf makinesi almamı ister misin?” Dünyalar benim olmuştu, o güne değin aklımın ucuna bile gelmemişti bu doğrusu.

Sevgili çocuklar, insanoğlunun gördüklerini fotoğraflama isteğinin eskilere dayandığını öğrenmek beni heyecanlandırmıştı. Babamın bana aldığı makine, şimdilerde sizin kullandığınız dijital makinelerden değildi. Görüntü kaydı için film kullanıyordu. Sonra “banyo” denilen kimyasal işleme veriliyor, baskı işlemiyle fotoğrafa dönüşüyordu. Babam bana verirken şöyle demişti: “Dört dörtlük fotoğraf için dört parçalı bir makine aldım sana”. O zamanlar internet de olmadığı için fotoğraf ve fotoğrafçılıkla ilgili bilgilere çok kolay ulaşamıyorduk, babamın söylediğinin ne demek olduğunu yıllar sonra çözebildim: İyi fotoğraf için gereken dört parça: Objektif, diyafram, obturatör ve Vizör’dü.

O yaz, ışığın peşinde koşmuştum hep. Çektiğim fotoğrafları banyo için Zonguldak’ın Soguksu semtinde Foto Film adında fotoğraf sütüdyosu olan Babam Niyazi Üzmez’e götürürdüm. Başlarda, o çok merak ettiğim “karanlık oda” dediği fotoğraf banyosu odasına almamıştı beni, ama sonraları buna izin verdi. Banyo sırasında, kırmızı ışık altında, filmin görüntüsünün yavaş yavaş belirmesi, sonrasında onları kartlara basmak, bana nasıl da heyecan veriyordu.

O zamanlar çektiğim fotoğrafları albümlere yerleştirirken, bir gün olup da bu albümlerden size söz edeceğimi düşünmezdim doğrusu. Çoktan göçüp gitti dedeciğim, babacığım, babaanneciğim, ama fotoğrafları var albümde. İyi ki o zamanlar dijital fotoğraflar yokmuş. Görüntüler hafıza kartlarına kaydedip, bilgisayara aktarmak acaba o tadı verebilir miydi bana? Daha doğrusu, dijital bir dünyada saklanan görüntüler kaç yıl sonrasına kalabilirdi?

Bilgisayar çöktü hooop fotoğraflar uzay boşluğuna. Yedekleme yaptığımız bellek kayboldu, hoooop fotoğraflar Mars’a… Sevgili çocuklar, çektiğiniz fotoğrafları dijital çöplüğe göndermeyin, geçmişten geleceğe renkler, sesler, kokular bırakın. Fotoğraflarınızı sanal değil, gerçek albümlerde saklayın. Yaşadığınız çağa tanıklık edin. Kimi çekmek isterseniz, neyi çekmek isterseniz sabırla, özenle, sevgiyle yerleştirin objektifinize. Kimi zaman yükseklere çıkın, kuşbakışı çekin; kimi zaman dizlerinizin üzerine oturun; sıra dışı olmalarına çalışın fotoğraflarınızın. Sevdiklerinizin en güzel fotoğraflarını siz çekin.

Ah, özür dilerim, kendimi size tanıtmayı unuttum.Ben fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez. İzmir’de yaşıyorum. İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim.Simurgphotos adında (www.simurgphotos.com) belgesel fotoğraflar üreten bir fotoğraf grubunun kurucusuyum. Bugüne kadar pek çok fotoğrafım ödül aldı yüzlerce sergi açtım. Tüm bu başarılarımı babamın bana hediye ettiği o İlk fotoğraf makineme borçluyum Haydi, küçük fotoğrafçılar, iş başına!

 

Birol Üzmez

 

Yedi yaşımda sünnet düğünümde çekilmiş bu fotoğraf karesi olmasaydı dedemi,anneannemi babamı nasıl hatırlıyacaktım.

 

Yedi yaşımda sünnet düğünümde çekilmiş bu fotoğraf karesi olmasaydı dedemi,anneannemi babamı nasıl hatırlıyacaktım.

Eskiden fotoğraf çektirmek için en güzel giysiler giyilip fotoğraf stüdyolarına gidilirdi. Bu fotoğraf dayımın Foto Turan isimli dükkanında çekilmiş.

Zonguldak Mithatpaşa ilkokulunun trampet takımında 23 nisan törenlerinde çekilmiş bu fotoğraftaki küçük bir ayrıntıyı hala hatırlıyorum.Trampet daha gür ses versin diye ipin arasına küçük bir ağaç parçası sıkıştırmıştım.

70 li yıllar gençlik döneminde çektirdiğim bu fotoğrafta dönemin modası olan uzun saçlar ve favorileri görünce o yılların modası geliyor aklıma.

Babam okuma yazma bildiği için askerliğini yazıcı olarak yapmış.Babam bu fotoğrafı çektirmeseydi ben onun asker halini nasıl bilecektim.

Eskiden çok kar yağdığını hatırlıyorum. Kış aylarında kar yağmaya başladığında bir ay kar kalkmazdı.Şimdilerde küresel iklim değişikliği ve dünyanın ısınmasıyla birlikte iklimlerde değişti ve artık fotoğraftaki gibi lapa lapa yağan kar altında kartopu oynayıp kızak kaymanın keyfini yaşıyamıyor şimdiki çocuklar. Yine babam ve dayılarım bu güzel anın keyfini yaşamışlar.

1900 lü yıllarda maden ocaklarında Amele adı verilen Maden İşçileri çalışırmış.Bu maden işçileri zor koşullarda yer altından kömür madenini çıkarmasalardı,ne elektrik üretilebilir di,ne demir çelik fabrikaları çalışabilir di ne de bizler sıcacık evimizde sobanın ve kaloriferin karşısında derslerimizi çalışabilirdik.[

Çok eskiden sokak aralarında Alümünüt adı verilen körüklü fotoğraf makineleriyle fotoğraf çekilirdi. Genellikle sokak arasına siyah perde asılır şipşakçı adı verilen fotoğrafçılar acele vesikalık fotoğraflar çekerdi. Bu kameraları artık müzelerde görebiliyoruz.

Eskiden insanlar bayram ve yılbaşı gibi özel günlerde birbirlerine kartpostallar yollayarak hal hatır sorarlardı.Günümüzde bu işler artık cep telefonu mesajlarıyla ve elektronik postalarla duygudan uzak yapılıyor. Ben rahmetli amcama yolladıgım bu kartpostalı kendi fotoğrafımla özel hale getirmişim.

 

Bu fotoğraf benim bugünkü halimi gösteren ülkemizin en büyük usta fotoğrafçılarından Ara Gülerle birlikte çekilmiştir. Bir belgesel fotoğrafçı olarak onun açtığı yolda ilerleyip fotoğraf çekmek beni mutlu ediyor.

 

 

 

31 tavsiye eden
5 yorum
322 izleme
bookmark icon

One thought on “Haydi Çocuklar Fotoğrafa

Eski
Yeni
En Çok Oy Alan

    Yorum yaz..

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Eski
    Yeni
    En Çok Oy Alan