Yazılar

Ahmet Şık üzerine doğaçlama

• Kayıt edilenler: 21 • Yorumlar: 1197


Biraz genellemeden bir zarar olmaz; gerçeği deforme etmeden ( Martin Parr’ın her fotoğraf bir propagandadır lafını unutmuyorum)  yansıtma peşinde olan her fotoğraf az veya çok haber değeri taşır.

Mesela,

  • Sabah okuluna yürüyen bir çocuk fotoğrafı, annesi için bir anı fotoğrafıdır,
  • Öğrencilerin ulaşım sorunu açısından ise bir haber fotoğrafıdır,
  • Çocuğun giyimi, davranışları, sosyal sınıfı vb. pek çok şey fotoğraf içerisindeki bir model olarak estetik değerinden öte bilgi verdiği, zamanın bir yerlerindeki bir yaşam tanıklığını yansıttığı ölçüde bir şeyleri belgeler.

Kamu için haber değeri taşımasa bile içerdiği dönemsel, sosyal, ideolojik, sınıfsal vb. içerikle pek çok fotoğraf  belge olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden belgesel fotoğraf ve fotojurnalizm’i iki ayrı başlık olarak görme eğilimindeyim. Sanki belgesel, kamusal ilgiyi ön plana almaksızın bir yaşam biçimini, bir gerçekliği gün yüzüne taşıma misyonuyla donanmışken, fotojurnalizm gündemde yer edinmiş veya edinebilecek bir konuya derinlemesine bakış atan bir yaklaşımmış gibi. Bu konuda pek bilgili olduğumu söyleyemem, belki kavramları birbirine karıştırıyorum.

Ama bir kıyıda sessizce yatan, dikkatli ve sebatkar bir göz tarafından incelenip içerisinde vakit geçirmeye değer görülünce ön plana çıkan yaşamları konu edinen projeleri düşünüyorum belgesel dendiğinde.

Misal, Koudelka’yı düşünüyorum. Muhtemelen 1962-68 arası hayatının çekimlerini yaptığını düşündü Çingenelerle. 6 yıllık uğraşla, tanıklığı sürekli kılarak, haber yapma amacına takılmaksızın belge üretmenin peşinde döne dolaşa 6 yıl geçirmiş evine, Prag’a  dönmüştü. Yaklaşan tehlikenin farkında olmadığını düşünmek aptallık ama 2 gün sonra başlayan Sovyet işgaline elinden gelen el iyi şeyi yaparak, hepimizin içinde özgürlük fırtınaları estiren fotoğraflar için deklanşöre basarak, dik duran bir haberci olmuştu.

Ülkesi işgal edilen bir insanın haklı isyanı Koudelka’nın motivasyonunu güçlendirmeyi açıklasa da işgal tankları üzerine çıkıp fotoğraf üretecek kadar cesur tavrındaki asaleti sevmemek mümkün mü? Belge ve haber fotoğrafı üretirken taraf olup haklı bir noktada durmanın gücünü çok iyi temsil ediyor Prag fotoğraflarıyla Koudelka.

Ama herkes bu kadar şanslı olmayabiliyor hayatta. Gün geliyor kendi ülkende yabancı konumuna düşüp, Kurt Hutton gibi katolik okulunda okusa, ülkesi için savaşlara katılsa dahi, “öteki” olup hor görülüyor, fişlenip aşağılanıyor, düpedüz katliama giden süreçte kaçabilen azınlıktan olup mahçup bir mutlulukla sürgüne düşebiliyor insan. Kurt Hutton’ın durduğu nokta Koudelka gibi şovalyevari değil, evi, ülkesi elinden alınmış, ömür boyu yabancılığa baştan mahkum, savaş sürdükçe şüpheyle bakılan biri o.

Ama her ikisi için geçerli olan kavram Çağa Tanıklık! Kendi yaşamlarının önceliklerini bir kenara atıp, olan biten, kendilerini de aşan büyüklükteki olaylara ellerindeki yetiyle, insanlığa kalacak bir belge bırakma azmiyle tanıklık etme ihtiyacı. Biz bugün bu iki güzel insan üzerine konuşabiliyorsak, aldıkları riskleri önemsemeden bize taşıdıkları gerçeklikler, tarihin sayfalarında, o dönemi en çarpıcı yönleriyle gösteren fotoğrafları.

Tarafların bu kadar berrak olmadığı çağlar da yaşadı dünya. İspanyol İç Savaşı (Hala konuşulan Capa‘nın Düşen Asker‘i , Emil Zola‘nın İtham Ediyorum başlıklı mektubuyla simgelenen Dreyfuss Davası ve binlerce verilebilecek başka örnek…) Güç savaşlarıyla geçen kaotik dönemlerde bilgi kirliliği, karşılıklı kirlenen tarafların savları, o savların tarafı olan kişilerin argümanları içerisinde gerçeği aramak zorlaşır, dahası gerçeği dile getirmek bir taraf etiketinin alnına yapıştırılmasıyla sonuçlanır.

Bugün örneğin, Anayasal hakkımız olan haberleşme özgürlüğümüz çöpe atılmış, hepimizin telefonları dinleniyor, mailleri okunuyor, özgürleşip demokratikleşmeyle sonuçlanacak umudu veren bir dava süresinde korku imparatorluğuna dönmüş bir memlekette konuşmaya, davranmaya korkan bir halde yaşıyoruz.

Böyle dönemlerde,

  • Emeğinizi çalan bir medya baronuna dava açmak, sizi işsiz bırakmakla tehdit etse bile direnmek, hakkını aramak zordur, performans düşüklüğü gibi alemi güldüren gerekçeyle işsiz kalırsınız,
  • Adına Orwell’vari bir şekilde “Hayata Dönüş” denilen operasyonu yaygın ideolojiye inat gerçeklere bağlı kalarak yazarsınız, Adli Tıp raporlarını ortaya çıkarırsınız, esameniz okunmaz,
  • Elinize orduda gazetecilerin fişlendiğine dair bilgi geçse ve bunu haber yapsanız artık; satılmış mütareke basınısınız,
  • Daha sonra ayyuka çıkan emniyet içindeki örgütlenme konusunu araştırıp bunu kitap haline getirmeye çalışsanız ergenekoncusunuz.

 

Yukarıda saydığım tüm aşamaları yaşadı Ahmet Şık. Süreci bize ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamadığını, böyle bir derdinin olmadığını, köşe kadılarının rüzgar gülü gibi dönen kanaatlerine (çıkarlarına) inat gerçeğin peşinde hak, emek gibi kavramlarla en iyi bildiği işi haberciliği sahada, haberin içinde yaptığını söylüyor.

Belki de bu yüzden aynı davada yıllardır tutuksuz yargılanan iş adamları, bilim insanları, kerli ferli gazeteciler, omuzları samanyolu misali yıldız dolu generaller değil de Ahmet’in tutuklanması ve yazma sürecinde olduğu kitabı taşırdı bardağı.

O kitabı, yazılma sürecinde görüş almak, farklı zihinlerin getirdikleriyle zenginleşmek üzere güven duyduğu kişilere ilerledikçe paylaştığını biliyoruz Ahmet Şık’ın. Burada  empati yapmak gerekiyor:

Çektiğimiz birkaç fotoğrafı bile farklı işlemlerle düzenleyip, 5-10 arkadaşımıza fikir almak üzere danışırken kitabın farklı nüshaları olmasını bir suç isnat gerekçesi olarak görmenin komikliğine bakın. Sanki bir kitap, hele ki bir dönemin, bir kurumun araştırılmasıyla yazılan bir kitap, bir oturuşta yazılabilir, fikir teatisini gerektirmez, meşakkatli bir süreç sonucu oluşmaz, yayınevine gittiğinde editör elinde değişmez, çeşitli versiyonları oluşmaz, basıldıktan sonra bile genişletilmiş baskıları çıkmazmış ve biz bunları hiç bilmezmişiz gibi.

Bir ülkede kitaplar yakılmaya başlanınca insanların yakılması yakındır, cümlesini Heinrich Böll’e söyleten tarihsel dönemi biliyoruz hepimiz. Biz yaşadığımız bu dönemi nasıl açıklayacağız peki, kitapların yayınlanmasının engellenmesi, kopyalarının silinmesi, elinde kopya barındıranın peşinen terörist sayıldığı, yazarların hapsedildiği, giderek Orwell’ci distopik bir totaliter ülkeye dönüşürken?

Bu yazıyı yazmak üzere oturmamıştım aslında. Pazar günü Birgün Gazetesinde yayınlanan bir haberin tetiklemesiyle fotoğraf seçmek üzere oturmuştum bilgisayar başına.

Şöyle diyordu o haber;

“Şık’a fotoğraflar da ulaştırılmadı” iddiası
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Ahmet Şık’a arkadaşları dün İstanbul Galatasaray Postanesi’nden ikinci kez çektikleri fotoğrafları gönderdi. Şık’a fotoğraflarını gönderen Fotoğraf Sanatçısı Özcan Yurdalan, herkese bulunduğu noktadan fotoğraf gönderme çağrısı yaparak, “Geçen hafta gönderdiğimiz fotoğraflar Ahmet’e gitmiş, ancak bu son kitap aramasında fotoğraflara el konulduğu bilgisini aldık. Bu Ahmet’in içeride de rahatsız edilmesi ve tedirgin edilmesi anlamına geliyor. Ahmet Şık cezaevinde olduğu sürece biz hayatın her alanından çektiğimiz fotoğraflarımızla, onun dışarıdan yaptığı tanıklığı devam ettireceğiz ve bu fotoğrafları ona göndereceğiz” dedi.
Bu arada Şık’ın avukatlarının iddiasına göre ise avukatlarına, “Meslektaşlarının destek için çektikleri fotoğrafların kendisine idarece verilmeyebileceğini” söylediği de öğrenildi.

 

Türk fotoğrafçılığı için önemi bir yana güzel bir insan olarak gördüğüm Özcan Yurdalan hayata tanıklığı Ahmet Şık ile paylaşmak üzere ona fotoğraf gönderiyordu. Belki ben de birkaç fotoğrafla Ahmet Şık’ın içerde geçen boğucu günlerine bir destek olabilirdim.

Fotoğraf seçemedim henüz. Bu blogun kapsamını kat be kat aşan bu yazıyı yazabildim sadece.

Bu yazıya eşlik etse güzel duracak fotoğrafları düşündüm bol bol; Capa, Koudelka, Hutton… Sonra Ahmet Şık’ın tutuklandığı, kitap kürtajının henüz gündemde olmadığı, tutukluluğunun yazdığı kitapla alakası olmadığının açıkladığı günlerde denk geldiğim bir fotoğrafını hatırladım.

 

 

Ahmet gibi Şık bir şekilde bu fotoğraf dursa yeter dedim kendime. Fotoğrafları nasılsa seçer gönderirim bugün.

21 tavsiye eden
1 yorum
197 izleme
bookmark icon

One thought on “Ahmet Şık üzerine doğaçlama

    Yorum yaz..

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir