Yazılar

Görme Biçimleri I

• Kayıt edilenler: 17 • Yorumlar: 5483


Geçmiş zaman : Gözler yalan söylemez .

Görme duyusuyla ilgili tıp fakültesinde öğrendiğim bilgi yaklaşık şöyleydi :

Gözün içine ulaşan fotonlar  gözün arka yüzeyine, yani  retinada bulunan silindirik ve konik yapıdaki sinir hücrelerine değer, bu şekilde ışığın ve rengin algılanması başlar. Burada yer alan kör noktamızdan gözün içine dağılmış tüm sinir hücrelerinin lifleri bir demet halinde  beynimize iletilir.  Görüntü retinamıza lensin biçimi nedeniyle ters olarak düşer, sağ soldur üst de alt.  Beynimizin  tam arka tarafında yani gözlerimizin bulunduğu bölgenin tam aksi tarafta oluşan görüntü ise yolculuğu sayesinde düzeltilir ve orada görüntü düz olarak görünür. Görme merkezimizde oluşan hasarlar gözlerimiz sağlam olsa da göremememize neden olur.  Buraya kadar gözün içinde olup bitenler fotoğraf makinelerinde görüntünün oluşumuna benziyor gibi duruyordu.

Akıllı tasarımcılar sözde gözün akıllı tasarımın gerçek oluşuna delil olacak derecede mükemmel tasarlandığını iddia etmektelermiş.  Bunlara karşı çıkan Richard Dawkins ‘’Bu imkansız,  akıllı biri,  görme makinesi planlarken önde lens ortada karanlık kutu yapar da ,bilgiyi taşıyacak  kabloları duyarlı ekran arkası yerine önüne  yayar mı? Ve bu duyarlı levhanın  tam göbeğinden kör bir alan oluşmasına neden olacak şekilde kabloları  bir demet yapıp işlemciye gönderir miydi? ‘’ diye soruyor.

Bu kadar çok güvendiğimiz görme duyumuzun bizi ne kadar gerçeğe bağladığı sorulabilir bu durumda.

Gözünle görsen  inanma !

‘’ Proust bir Sinirbilimciydi’’ adlı kitabında Jonah Lehrer,  Proust ve daha birçok yazar,  şair, besteci hatta bir de aşçının, algı ve zihnin işleyiş mekanizmalarını bilimden çok önce sezişlerinin öyküsünü anlatıyor.

Kitap tümüyle etkileyiciydi.  Fotoğrafın da resim sanatı gibi görme duyusuna hitap edişi nedeniyle zihin açıcı olacağını varsayarak Paul Cezanne bölümünü paylaşmak güzel olur diye düşündüm. Üstelik geçen hafta Cezanne’nın doğum günüydü!

Kitaptan birebir alıntı yapmak yerine de biraz araştırma yapıp akademik metinlere de bakıp bilgileri yeniden yorumlamaya çalıştım. Tabi okudukça  yeni ufuklar açılmaya başladı önümde.  Sanırım bu görme konusu burada bitirilecek gibi değil. Yazıyı biraz daha gittiği yere kadar devam ettirmeyi umuyorum. Çünkü daha Gestalt, Proust,  Güzelliğin Tarihi, Picasso ve onlarca arkadaşı var.

Cezanne’ın yolculuğu

Paul Cezanne 1839-1906 yılları arasında yaşamış  izlenimcilerle kübistler arasında köprü oluşturmuş  bir ressam. Resimle ilgilenmeye geç başlamış. Daha çok şiir ve yazınla  ilgiliymiş gençliğinde. Resme başladıktan sonra  Delacroix’ dan  oldukça  etkilenmiş. Emile Zola ile arkadaşmışlar. Bu ikisi hayallerini gerçekleştirmek, sanatlarında ilerlemek üzere Paris’e gelmişler. Burada akademi sınavlarında başarı sağlayamamış Cezanne.  Ama doğru bildiği yoldan yürümüş ve çizmeğe devam etmiş. Bir dönem Pissaro ile yakın dost olmuş,  o dönemde izlenimcilik daha yeni oluşmaktaymış. Fırça kullanımı  değişmiş, kaba ve kalın  boya katmanları  yerine,  ince üst üste aynı eğimle yerleşmiş darbelere yer vermiş resimlerinde.

Resimleri Paris’de sergi salonlarındaki gösterimlere kabul edilmemiş Cezanne’ın, ta ki ölümünden bir yıl sonra Louvre müzesinin refüze edilen eserler salonu sergisinde sergilenene kadar . Çizdiği resimleri (daha çok natürmort , meyveler ) el arabasıyla Paris sokaklarında dolaştırıp manavlara satacak kadar zor zamanlar yaşamış . Bu arada kendini gerçekçi roman yazımına adamış olan  Zola, arkadaşını L’Oeuvre adlı romanında başarısız bir ressam olarak  hikaye etmiş.  Bunun üzerine aralarında  büyük bir kırgınlık doğmuş.  Eski arkadaşlar uzun yıllar küs kalmışlar. Cezanne  Provance ‘a dönerek yaşamının sonuna kadar burada  resim çizmeye devam etmiş. Burada sınırlı sayıda konuyla uğraşmış.

Cezanne’ın ressamlığıyla ilgili konuşacak kadar okumuş değilim; sanat tarihi hakkında da eğitimim yok. Genellikle ressamların eski çalışmaları (taklit dönemi ve bire bir gördüğünü kağıda aktarma dönemi) diyebileceğimiz zamanlarına  ait çok az resmini izleyebildim Cezanne ‘ın.  Evdeki bir kitapta  karakalem eskizlerin ve çok bilinen eserlerini  gördüm. İnternetten de olabildiğince fazla resmini izlemeye çalıştım (Wikipedia, Web Museum,  Google vb). Bu durumda sadece çizimle ilgilenen biri olarak bu büyük ressama empati yapmaya çalıştığımda kendi aklımca bazı  noktalara vardım.

Cezanne ‘ın desenlerinde, belli bölümleri içinde tutarlı oranlar olsa da çoğu zaman bir noktadan sonra açı kayması ya da perspektifin değişmesine benzer,  bütünlüğün takibini zorlayan bir durum ortaya çıkıyordu. Hatta en eski çalışmalarında dahi  özellikle insan figürülerinde ve  hareketi  verirken  bu durum daha kolaylıkla  gözlenebiliyor.

Burada Cezanne ‘ın  perspektif , oranlar ve  gördüğünü kağıda geçirme noktasında bir kırılma yaşadığını tahmin ediyorum. Bu durumda yapacağı şey  ya  görme konusunu  kurcalamak ya da göz-beyin-el arasındaki koordinasyonun gizlerini çözmeye çalışmak olabilirdi.

İşte Cezanne nasıl gördüğümüzü araştırmakla, belki de bilime, en az  sanat kadar yol açmış oldu.  İlk kübist etkinin tohumu bence aşağıdaki  resimde gözlenebilir.  Zola yaşamının sonuna doğru Cezanne’ı küçümsediğini anlamış ama yine de ondan özür dilememiş.  Zola’ nın ne yaptığı belli de Cezanne bize neyi göstermeye çalıştı?

Gözlerime inanamıyorum !

Düşünürsek eğer;  göz sürekli hareket halinde olduğundan (sabit bakarken bile kalp atımlarımız yüzünden sarsılırız), baktığımız şeyi  sürekli üst üste binen perspektifi kaymış kesitler ya da renk kümeleri olarak görüyor  olmalıyız. Yani beynimize ulaşan görüntü akışı süreklilik içerisinde sürekli netsiz bir görüntü sonucu almamıza neden olacakken,  nasıl bütünlüklü ve net konturlar halinde görebiliyoruz ?

Cezanne ömrünün büyük bölümünde sınırlı sayıda konun resmini yapmıştı.  Natürmortlar ve Montagne Sainte-Victoire dağı çevresindeki ağaçlık düzlük gibi.

Mesela  narlı ve ayvalı  bir  natürmortunda ortada duran  ayvanın  dış kontürü normalde devam etmesi gereken açıyla devam etmeyip  küreyi tamamalamadan kesiliyor.  Burada perspektif kaymasını kullanarak cisimleri nasıl gördüğümüzle ilgili düşünmemizi sağlıyor Cezanne.  Bence bu resimde kübizme bir köprü kurulmuştur artık . Cezanne  kübistlerin ve modern resmin babası olarak   geleneksel resmin ince ayrıntıcı tarzına sırtını dönmüş  gerçek ham görüntünün  ardına düşmüştü.

Son yıllarına kadar çizmeye devam ettiği dağ manzarası resimlerinde  tuvalin bazı bölümlerini boş bırakıyordu Cezanne. Hatta bir fırça darbesinin gerekli olup olmadığı üzerine saatlerce düşündüğü bile  oluyordu.  Sanat çevreleri onun bunu neden yaptığını anlayamıyor ve eleştiriyorlardı . Halbuki Cezanne beynin görüntüyü işleyerek düzelttiğini ve tamamladığını  fark etmişti! Dağ imgesinin oluşması için iki kırık gri çizgi yetip artıyordu bile.

Evet  araştırmalar da gösteriyor ki biz aslında cisimleri ışık  ve renk kümeleri halinde görüyoruz ve zihnimizin bu görüntüleri  işlemesi sayesinde onları netleştirip biçime sokuyoruz.  Bir anlamda,  gördüğümüzü düşündüğümüz şeyleri aslında  tahayyül ediyoruz!

Son yıllarda yapılan çalışmalarla görme duyumunun incelikleri ortaya konmaya başlandıkça retinaya ışık düşmesinin görme algımızın sadece başlangıcı olduğu, bundan sonra algının zihin tarafından resmen yönlendirildiğiyle ilgili bulgular elde edilmiş.  Örneğin benim düşündüğüm gibi retina da oluşan ters görüntü oksipital lobda görme merkezinde düzeltilmiyormuş. Sinir liflerinden oluşan demet önce bir çekirdeğe uğruyor, burada renkle ilgili kablolar ve ışıkla ilgili kablolar ayrı merkezlerde işlem görüp beynin arkasındaki görme merkezine iletiliyor.

Bu alan katmanlar halinde dizilmiş işlem merkezlerinden oluşmakta. Oksipital lobda görüntü her bir foton için birer nokta olacak şekilde değil  de, çizgi birimleri halinde algılanıyormuş. Örneğin eğri ve düz çizgiler şeklinde. Ve dikey çizgiler mükemmel yanıt veren  beyin, nedense yatay çizgilere neredeyse hiç tepki vermiyormuş.  Bu arada V   (visual korteks) olarak adlandırılan 5 bölge varmış beynimizde.  Hatta beynin parietal bölge dediğimiz bölümünde  sadece bir el hareketine özgü merkezler bile bulunabiliyormuş. Yine  oksipital bölgedeki görme merkezinden  orta beyine (orta dünya gibi evet eski beyine de) iletiler gidiyor değerlendirilmek üzere .

Yani kısaca özetlersek ve yorumlarsak:

Işıkla yıkanmış cisimlerin gözümüze gelen ham görüntüsü hemencecik beynimizin değişik yerlerinde  daha önceden gördüklerimizle ilgili deneyimlerimizle de birleştirilerek yoğruluyor ve biz o cisimleri bir nevi beynimizde yeniden şekle sokuyoruz.

Bu nokta ilginç işte:

Biz gerçeği değil daha çok beynimizin gösterdiklerini  görüyoruz . Bu şekilde asla saf gerçeği göremeyeceğimiz kesin.

Gestaltçiler (Max Wertheimer, Wolfgang Kohler ve Kurt Koffka)  bu duruma hemen sahip çıkmışlar hepimizin kendi içimize kapalı kaldığımızı  anlatmaya çalışmışlar, hatta gözün dışarıyı değil içeriyi gördüğünü söylemişler kısaca .

Sanki mantıklı gibi değil mi ?

Gestalt görüşü üzerinden yazı dizisine devam edebilirim artık.

17 tavsiye eden
5 yorum
483 izleme
bookmark icon

One thought on “Görme Biçimleri I

Eski
Yeni
En Çok Oy Alan

    Yorum yaz..

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Eski
    Yeni
    En Çok Oy Alan